İçerik Örnekleri

Ertelemenin Ertelemesi Olur mu? Olur…

Hayatımızda bize biçilen görev ve sorumluluklar çoğu zaman bizleri sınar, yorar, yıpratır. Böylesi zamanlarda tüm bunlardan kaçıp kurtulmak ve her şeyden koşarak uzaklaşmak ister insan.

Planladığın ama o planın yakınından bile geçmeyen bir hayat, üzerine üzerine gelen insanlar veya patronun, ülkenin güncel, ekonomik, politik ve siyasal durumunu anlatan olumsuz haber bültenleri, okudukça canını sıkan gazeteler, yolunda gitmeyen ve yığıldıkça yığılıp biriken işler, bekleyen ödemeler, etrafında sürekli mızmızlanan birileri seni yoruyor değil mi? Bir tek gün bile olsa tüm bunlardan kaç, kurtul. Nasıl mı? Çözümü aslında çok basit. Sahip olduğun ama, bu güne değin farkına bile varmadığın gücünü kullan ertele…

 

ertelemek.

 

Özellikle sabah erken kalkıpta mecburi şekilde işe ya da okula gitmek zorundaysan ve hayat seni bunlarla uzun zamandır sınayıp yoruyorsa, bir gün olsun hayattan kaçabilme lüksünü kullan.Çünkü bu hayat senin ve hayatının tekrarı yok! Emin ol bu güce sahipsin ve bunu yapabilirsin, evet, haydi korkma! Sakın endişe etme, kendini suçlu hissetme. Bu günlük her şeyi ertele! Bir mola al, rahatla. Sonrasına, ertesi gün bir biçimde bakarsın nasılsa…

Yeni güne gözünü açtığında bir şeyleri ertelemek için hiç bir nedenin yoksa, hayatındaki her şey yolunda gidiyor olsa bile, üzerinde uyuşuklukla karışık bir bıkkınlık da hissedebilirsin kimi zaman. Bu sabahki ruh halim bu diyorsan, tembellik etmek için en uygun gündesin demektir. Hemen gözlerini kapat, yorganı üzerine çek, sıcacık yatağında kıvrıl ve ertelemeyi bile ertele…

 

Yazar: F.Nur ŞEN

 

İçerik Örnekleri

Aldatıcı Reklama Ne Yapılmalı?

Ürünlerin kıyasıya rekabet ettiği günümüz pazar ekonomisinde, aramızda aldatıcı reklama kanıp, eli boş kalan kimse yok gibidir.

Hangi ürün olursa olsun, her bir reklam görüntüsü öylesine albeni ve ihtişam dolu ki insanın kendini ihtiyaçları doğrultusunda bu çekime kaptırmaması olanaksız. Etrafımızı çepeçevre saran yüzlerce reklam panosu, TV ve internet reklamları ile son dönemlerin yeni modası e-ticaret üzerinden yapılan satışlarda türlü aldatıcı oyunların döndüğünü aşikar. Bilinen bir şey var ki bu tür aldatıcı reklamlara inanıp, kurban seçilen ve yok yere cebindeki parasından olan ya kendimiz olabiliyor, ya da bir yakınımız çıkabiliyor.

Bir fast food reklamı veya restoranında gördüğünüz ışıklı panodaki hamburger menü, insanın iştahını kabartan şekilde size göz kırpıyor. Büyük bir istekle satın aldığınız hamburgerin ambalajını açtığınızda; panoda veya TV reklamında davetkâr görüntüsüyle görülen ürün, bir bakmışsınız ki o görüntü dışında hemen her şeye benzetilebiliyor.

 

aldatıcı reklam

 

 

Peki, bunca aldatmaca oyunlarının yapıldığı reklamlara dur diyen bir mekanizma var mı diye düşündüğünüzde, konuyla ilgili çarpıcı bir gerçekle karşılaşıyorsunuz. Türkiye için inanılması zor bir şey ama gerçek olan şu ki yalan ve aldatan reklama karşı, reklam sektörünün kendi iradesi ile kurduğu bağımsız bir reklam özdenetim kurulu mevcut bulunuyor. Şaşırdınız değil mi? Üstelik bundan 20 yılı aşkın bir süre önce Reklam Özdenetim Kurumu (RÖK), pek çok Avrupa ülkesinden çok daha önce reklam öz denetimi yapılmasının gerektiği kanısına vararak, oluşturulmuş…

 

Yazar: F.Nur ŞEN

 

İçerik Örnekleri

Zihinlerde İz Bırakan Diziler

TV kanallarında yerli dizi bolluğundan geçilmeyen şu günlerde; ailemizin bir ferdi gibi gördüğümüz, özdeşlik kurduğumuz karakterleri olan kaliteli yapımlara rastlamak neredeyse imkânsız artık.

Türk insanının tek kanallı siyah-beyaz devlet televizyonunda ve sonradan renkli yayın yapan birkaç özel kanalda Amerikan yapımı kaliteli pek çok dizisi oldu. Bu diziler öylesine sevilir ve izlenirdi ki yayın saatinde sokaklarda tek bir insan göremezdiniz. Beğenilen karakterlerle öylesine yakınlık ve özdeşlik kurulurdu ki dizilerdeki karakterler aileden biri olup çıkıverirdi. Hele o ünlü Amerikan film yıldızlarının giydikleri ve saç modelleri yok mu? İzlenen bölüm ertesi, aynı elbiseden terzilere diktirilir, aynı saç stilleri kuaförde yaptırılırdı.

 

diziler

 

Mac Gyver, A Takımı, Miami Vice, Altın Kızlar, Alf, Şahin Tepesi, Güzel ve Çirkin, Şöhret, Charlie’nin Melekleri, Aşk Gemisi, Ziyaretçiler, Flamingo Yolu,  Shogun, Zaman Tüneli, Beyaz Gölge, Komiser Colombo, Charles İş Başında, Muhteşem İkili, Atlantisten Gelen Adam, Webster ve Görevimiz Tehlike akla ilk gelen dizilerden.

Dizi karakterleri Lassie, ailenin sevimli ve akıllı köpeği, Dallas’ta JR.Ewing mahallenin kötü adamı yerine geçerdi. Kara Şimşek’te KITT ile Michael Night ve Mavi Ay dizisinde Bruce Willis yakışıklıklarıyla bir efsane idi. İlk kez bir zenci ailesinin yaşamını Cosby Ailesi ile gören izleyici, ailenin sevimli küçük kızları Rudy’i sevmiş, uçarı oğlu Theo’nun ve Vanessa’nın ağır ergen hallerini görmüş, en az kendi çocukları kadar benimsemişti. Hele o, Küçük Ev’in sevimli minik kızı Laura’nın fırfırlı şapkası ve geceliğini unutmak ne mümkün?

 

lassie

 

Lassie: Rough Collie cinsi bir köpeğin, küçük bir çiftçi topluğunda diğer hayvan ve insan dostları ile yaşadığı maceraları anlatır.

 

dallas aile

 

Dallas: Petrol zengini Ewing ailesinin aile içi ve dışı karmaşık ilişkilerini, güç savaşlarını ve entrikalarını anlatan bir diziydi. Yayınlandığı saatte sokaklar boşalırdı.

 

Knight Rider

 

Kara Şimsek (Knight Rider): Yapay zekaya sahip, kendi kendine hareket edebilen, süper donanımlı bir otomobil KITT ile sürücüsü Michael Knight’ın başından geçen maceraları anlatır.

 

thecosbyshow

 

Cosby Ailesi (The Cosby Show): Brooklyn’de yaşayan Afro-Amerikalı bir ailenin başından geçen olayları konu alan komedi sitcom bir dizidir.

The Ingalls

 

Küçük Ev (Little House on the Prairie): Laura Ingalls adında küçük bir kızın 19. yy’da ailesi ile başından geçen olayları ve yaşamını anlatan dizidir.

Mavi Ay

 

Mavi Ay (Moonlighting): Eski bir top model Maddie Hayes ve eski bir dedektif David Eddison’un ortak olduğu dedektiflik şirketinde başlarından geçen ilginç maceraları konu alır.

Yazar: F.Nur ŞEN

 

 

İçerik Örnekleri

Baby Shower İçin Ne Hediye Alsam?

Baby Shower partileri günümüz anne adaylarının çoğunlukla keyif aldığı  partiler haline geldi. Bu partilerde hem anneler moral buluyor, hem de heyecanla beklenen bebeğe çeşitli hediyeler sunuluyor.

baby shower parti

 

E, hal böyle olunca da davetliler bu son moda partiye “ne tür bir hediye götürsem?” derdine düşüyor. Baby Shower partileri çoğunlukla bu konuda uzmanlaşmış organizasyon firmaları tarafından düzenleniyor. Organizasyon firmaları genellikle baby shower partisinin anne adayının hamileliğinin 6 ile 8. ayları arasında düzenlenmesinin en uygun zaman olacağını belirtiyor. Düzenlenecek baby shower partisi için öncelikle bir davetli listesi hazırlanıyor ve partinin düzenleneceği tarih belirlendikten sonra, davetlilerin kendi aralarında haberleşerek annenin hazırladığı ihtiyaç listesinde yer alan maddelere göre hangi hediyenin kim tarafından satın alınacağının kararının verilmesiyle hediye seçimi başlıyor. Davetliler; genellikle beklenen minik misafire uygun hediyeler alırken, kimi zamansa anne adayı için de farklı hediyeler satın almayı da tercih edebiliyor.

 

baby shower süsleme

Parti için hediye alımında genellikle sözü geçen yollar izlense de kimi baby shower partilerinde anne adayı ihtiyaç listesi hazırlayacak vakit bulamayabiliyor. Bunun yerine davetliler, anne ile direkt irtibata geçerek de hediye seçimi yapabiliyor ya da davetli kendi tercihleri doğrultusunda uygun bulduğu bir hediyeyi satın alabiliyor. Fakat bu biraz riskli bir yöntem sayılabiliyor. Zira, satın alınan hediyenin bir başka davetli tarafından alınan hediye ile pişti olma ihtimali oldukça yüksek olabiliyor.

baby shower hediyesi

 

Bir baby shower partisine davet edildiyseniz, satın alabileceğiniz ürünlerden bazılarını sizin için listeledik. Kim bilir? Belkide listedeki ürünlerle partinin en beğenilen ve fark yaratan hediyelerini siz satın almış olabilirsiniz.

Çeşitli bebek kıyafetleri (Body, tulum, şapka, çorap, patik, ayakkabı, üst giyim, alt giyimi elbise vb.)

-Bebek arabası, oto koltuğu, ana kucağı ve salıncak, kanguru, sling, bebek odası aksesuarları, bebek oyuncakları.

-Bebek mobilyaları (Karyola, beşik, bebek odası takımı veya parçaları, alt değiştirme ünitesi.)

-Bebeğin genel ihtiyaçları (Bornoz, havlu seti, alt değiştirme seti, küvet, banyo ve aksesuarları, mama sandalyesi, beslenme seti, bebek telsizi, bebek kamerası, biberon seti, hastane çıkışı, yorgan, yastık, nevresim, battaniye.)

-Anneye özel ürünler (Hastane doğum çantası, iç çamaşırı, gecelik, pijama, bebek bakım çantası, süt göğüs pompası, ısıtıcılar ve steratizörler.)

-Özel ürünler (Anne-bebek masajı, kordon kanı bankası, hediye çekleri, hamile yogası, bebek yüzme dersleri, altın emzik, nazarlık, isimlik vb.

Yazar: F.Nur ŞEN

 

İçerik Örnekleri

TV İzlemede Dünya Birincisiyiz

Televizyon izlenme oranı istatistiklerini değerlendiren Amerika kaynaklı bir web sitesinin verilerine göre; ülke olarak dünya genelinde günlük televizyon izleme oranlarında günde 330 dk ile dünya rekorunu elimizde tutuyoruz. Yaşasın!

Amerika bizi 293 dk ile yakalamaya çalışıyor fakat nafile bir çaba içerisinde. Bir rekor kırıp, birinciliği yakalamışız, kaptırmaya bu kez hiç mi hiç niyetli değiliz. Açık ara öne geçtiğimiz diğer ülkelerse sırasıyla: 265 dk ile Japonya gibi bir süper teknoloji ülkesi. Hemen ardından 261 dk ile makarna, sanat ve tasarım beşiği İtalya geliyor. 247 dk ile porselenci Polonya, 244 dk ile siestacı İspanya, 239 dk ile ex komünist Rusya, 232 dk ile aristokrasinin merkezi İngiltere, 226 dk ile moda ve sanat lideri Fransa, 221 Dk ile disiplinli Almanya nefes nefese bize yetişmeye çabalıyor. 217 dk ile Brezilya Samba’sının sıcaklığı ve Kore çalışkanlığı, 201 dk ile Avustralya egzotikliği ardımızdan nal topluyor, hızımıza yetişemiyor. Vay be, bu ne azim?

Açıklanan bu verilere göre, 330 dk boyunca kesintisiz TV izlemeyi bir dünya rekoru başarısı olarak kabul edip sevinsek mi? Yoksa teknolojinin sunduğu imkânlarla, tersine yaşanan bir evrilme olarak görsek mi bilinmez? Ama görünen o ki Türk insanı gün boyu 330 dk bıkmadan, usanmadan TV başında kalabilecek azim ve güce sahip görünüyor.

Günün çoğunu yarışma, evlilik, yemek programları, diziler ve maçlar kaplıyor. Yetmiyor, bir de dizi tekrarları, maç ardı, önü programları ile uzun uzun reklamlar insanımızı epeyce oyalıyor. Anneler, teyzeler, çocuklar, babalar, amcalar, TV makinesinden yayılan bu görüntülerle yaşamın tüm dertlerini tespih yapıp sallıyor.

Her geçen gün daha da artan bir hızla TV başına kitlenen halk, adeta madde bağımlısı gibi uzun saatler boyu TV karşısından ayrılamıyor. Özellikle içi boşaltılmış ve niteliksiz hale getirilmiş programlar, daha fazla reklam almanın elli tonunu sergiliyor. Sadece ticari kaygı ile basitçe üretilen programlar, artan izleyici kitlesini kısır bir döngü içinde giderek cahilliğin sınırlarına yaklaştırıyor. Günümüzün evlilik programları ve kurgulu ve amaçsız yarışma programları toplumun her katmanını bilgisizleştirmek için tek kelime ile zehirliyor…

 

Yazar: F.Nur ŞEN

 

İçerik Örnekleri

Mobil İnternet Özgürlüğü

Bir yere ve bir mekâna bağlı olmadan çalışmak, ya da internete girme fikrinden hoşnut kalan internet kullanıcıları sayesinde mobil internet, dünya genelinde çılgın bir hızla yaygınlaşıyor. Kullanıcıları her geçen gün katlanarak çoğalıyor…

mobil internett

 

Dünya genelinde masaüstü ve dizüstü bilgisayarların kullandığı kablolu internet teknolojisi, akıllı mobil telefon ve tablet bilgisayarların bireyi çok daha özgür ve bağımsız kılan özelliğine maalesef yenik düştü. Mobil cihazların bireylere verdiği özgürlük hissi sayesinde bir kabloya bağlanıp kalmak ve onun esiri olmak artık tarih oluyor.

Şu an, bu satırları okurken, bir mobil internet bağlantısıyla her hangi bir yerden internete bağlanan 5,5 milyar akıllı telefon ve tablet cihaz kullanıcılardan biri olma ihtimaliniz çok yüksek. İnternetin yaygın biçimde kullanılmaya başlandığı ilk yıllarda, bunca insanın internetsiz yapamayacağını düşünmek neredeyse hayal ya da imkânsızdı.

Gıda, su, hava, elektrik, telefon, doğalgaz, TV gibi temel ihtiyaçlarımızdan biri haline gelen internet, bir de mobil olunca, “insanların değmeyin keyfine gitsin” demekten kendini alamıyor insan. Mobil internet ve uygulamalar her geçen gün bizi kendine daha da bağlıyor, hayatımızı kolaylaştırıyor. Fatura yatırmak için sıraya girmeye, işlem yapmak için bankaya gitmeye bile girmeye gerek kalmıyor. İşler, ofise gitmeden hemen mobil internet sayesinde anında hallediliyor, görüntülü konferans ile toplantılar kıtalar arasında yapılıyor.

İnsanoğlu, dilediğince internete her an, her ortamdan giriyor, aklına gelen, merak ettiği hemen her şeyi tarayıcılarda buluyor, bilgi ediniyor, fotoğraflar çekiyor, düzenliyor, bunları mobil uygulamalar sayesinde sosyal paylaşım sitelerinde başka insanlarla paylaşıyor, dünyanın bir ucundaki diğer insanlarla bağlantıyı hiç koparmıyor. Bu ilgi ve merak sayesinde mobil internet geleceğin vazgeçilmez ihtiyaçlarından biri olarak üst sıralarda yerini almaya aday gözüküyor.

Yazar: F.Nur ŞEN

İçerik Örnekleri

İsim Seçimi Neden Önemli?

İsim seçimi neden önemli? Doğmadan önce çocukları için farklı isimler düşünen anne babalar, çocuklarına koyacakları isimlerin anlamlarını ve soyadlarına uygunluğunu iyice düşünüp araştırdıktan sonra net bir isime karar vermeleri gerekiyor. Çünkü Akrofonologlara göre, çocuğa konulan isim kariyerini, evlilik tercihlerini yani tüm hayatını derinden etkiliyor.

Akrofonolog (isim bilimci) ‘lere göre konulan isimler, insanların yaşamları boyunca üzerilerinde önemli etki yaratıyor. İlk duyduğunuz anda size çok sempatik gelen bir isimin adeta ruhunuzu okşayacağını ve o kişiye karşı oldukça yoğun ilgi ve sempati duyabileceğiniz belirtiliyor.

Dikkat çekici isminiz sayesinde aşmanız gereken basamakları hızla tırmanabilir, hatta ismin yarattığı etki sayesinde iş ve kariyer imkanları ayağınıza kadar gelebilir. Belki kendi alanınızda çok popüler ve tanınan biri olabilirsiniz, kim bilir?

İsim ve soyadı bir bütünlük içinde olan kişilerin, uygun frekansı yakalarsa harika bir kariyere sahip olabileceği iddia ediliyor.İsim bilimciler, kariyer basamaklarında hızla yükselmek için konulacak veya mevcut isimlerin içerisinde mutlaka bulunması gereken harfleri ve buna göre seçilmesi gereken meslekleri de öneriyor.

İçinde L harfi bulunan isimler, sanatla ilgili işler yapanlar için ideal. El becerisi ile çalışan herkes için de bu harf geçerli.

A ve B harfleri, satış ve pazarlamada işinde başarıyı yakalayabilir.

İçinde M ve A harfleri olan isimler, serbest ticarette başarılı olabilir.

S harfi hem isim, hem soy isimde bulunuyorsa, üretici faaliyetlerde ve planlamada önleri açık görünüyor.

Z harfi, araştırma ve geliştirme işinde çalışanların isimlerinde mutlaka bulunmalı.

İ ve P aynı isimde yer aldığında, psikoloji ve tıp alanında başarıyı yakalamak için ’ideal’ harfler olarak belirtiliyor.

İsimlerin hayat boyu insan üzerinde yarattığı etkiyi 5 bin yıldan bu yana dikkate alan tek toplum ise Çin’lilerdi. Çinliler konulan ismin yarattığı titreşimin, kişinin ruhsal bedeni ile bir bütün halinde titreşmesi gerektiği inancını taşıyorlardı. Bu yüzden çocuk doğmak üzereyken doğuma “isim koyucular” çağrılır ve bu kişilerde, çocuğun doğum anında çıkarttığı seslere, en çok uyan titreşime sahip ismi çocuğa koyarlardı.

Akrofonologlara göre durum böyle göründüğüne göre; isimlerimizin bizleri hayat boyu etkilemesi de kaçınılmaz oluyor.

Yazar: F.Nur ŞEN

 

İçerik Örnekleri

Diyetin Amansız Düşmanları

Kiloları ile sıkıntı yaşayan hemen herkesin, diyet yaparken yasaklı yiyeceklerle olan imtihanı başının en büyük derdidir. Hele ki evde en sevdiğiniz böreklerden, köftelerden, dolmalardan pişiriyorsa; bir de aile ferleri bunları bir güzel mideye indiriyorsa, işte o zaman ızdırap başlıyor. Belki de sırf bu yüzden pazartesi başlanılan diyetler, çarşamba günü son buluyor.

Diyet yapmak, kilo sorunuyla boğuşanlara ömür boyu verilmiş bir ceza gibidir. Yaklaşan yaz mevsimi, düğün, dernek ya da sağlık problemleri gibi nedenlerle başlanılan diyetlerin pek çoğu daha ilk günlerden bozulur. Bu kaçınılmaz sonun en temel nedeni, açlığa ve o güzelim yemeklerin çekiciliğine dayanamamakta yatıyor aslında. Yapılan diyetin daha ilk günlerden bozulması klasiğine çanak tutan suçluların başını ise aile fertleri çekiyor.

Siz diyetteyken sanki inadına yapıyormuşcasına gözünüze soka soka, iştahınıza ve dayanma sınırınıza karşı o güzelim yemekleri karşınızda hüpletmelerine can dayanmıyor, diyet son buluyor. Söz birliği etmişcesine aile üyelerinin her biri, sevdiğiniz yiyecekleri karşınızda bir bir afiyetle yedikçe, diyeti sürdürme direncinizin sınırları zorlanıyor. Bir yanda bir kibrit kutusu beyaz peynir, salata, haşlanmış sebze yemeği, bir yanda güzelim kadın budu köfte, pilav, gel de dayan buna!

İnsanoğlu için yasak olan her şey güzel ve çekicidir. Özellikle diyet yaparken, tamda bu süreçte yasaklı yiyecekler, insanoğlu için daha büyük bir çekim gücüne sahip oluyor. Yoksa evren, size bir oyun mu oynuyor?

Anneniz; en sevdiğiniz börekleri, kekleri, pastaları, tatlıları, yemekleri siz diyetteyken sanki özellikle yapıyor. Yetmiyormuş gibi üstüne bir de akşama eve yemekli misafir geliyor. O değilse bile, altınlı gün sırası mutlaka sizin eve geliyor. İşte tüm bunlar, sizin diyetle mücadelenizi kırmak için evrenin size sinsice planladığı bir oyunu değil, tam da kaleyi içten yıkacak iç mihrakların, yani aile bireylerinin sinsice planları.

Tv’de izlenen reklam, dizi vb. karelerdeki o güzelim yemek görüntüleri, yemek yemeyi çok seven siz diyet mağduruna daha bir albenili görünür hale geliyor değil mi? Sokakta yürürken uzaktaki fırından yayılan o misss gibi ekmek kokusu direkt burnunuza geliveriyor. Geçerken, yol kenarındaki patisserie vitrini en cazibeli haliyle size göz kırpıyor. Ne evde aile fertleri, ne de sokaktaki çekici yemek uyaranları sizi bir türlü diyetinizle baş başa bırakmıyor, kabusunuz oluveriyor.

Ama siz demir gibi iradenizle çağrıların tümüne duyularınızı kapatın, sapa sağlam iradenizle sıkı sıkıya diyetinize devam edin. Fit görüntünüzle tüm dikkatleri üzerinizde toplayın…

Yazar: F.Nur ŞEN

 

İçerik Editörü

Dayanmayan Telefon Şarjı Çıldırtır

Günümüzde sosyal medya araçları bizi smart telefonların ayrılmaz parçası haline getiren en büyük neden. Çok değil bundan 10-15 yıl önce, mahallede camdan cama yapılan kim kime ne demiş? Kim ne yapmış? Kimin oğlu kimin kızını sevmiş? Gibi ağızdan ağza yayılan komşu dedikoduları, artık sosyal paylaşım siteleri üzerinden yapılır oldu. Ee, hal böyle olunca da anlık dedikoduya ve habere jet hızıyla ulaşmak her birimizin asli görevi haline geldi.

Bir çoğumuz farkında değil ama, sosyal medya her birimizi hipnoz olmuşcasına esir aldı. Caddede, sokakta, AVM’de otobüste, yürürken, spor yaparken, aklımıza gelen hemen her yerde, evde, yatakta, hatta wc’de bile smart telefonlarımızı elimizden bırakamaz olduk.

Günlük yaşamımızın asli amacı; aman gündemden geri kalmayım, aman haberleri kaçırmayayım, son dedikoduları yakalayayım halini aldı. Sosyal medyayı takip etmekten arta kalan zamanda, yemek yemek, uyumak ve çalışmak gibi temel insani ihtiyaçlarımızı dar zamanda adeta zipleyerek giderir hale geldik. Sosyal medyada sosyalleşirken! gerçek hayattaki sosyal ilişkilerimize yabancılaşır olduk.

Olur olmadık zamanlarda “Bir girip; facebook, twitter, instagram hesabımı kontrol edeyim, paylaştığım fotoğraf veya durum bildirimi kaç like almış? Kim, ne yorum yapmış? Eski sevgilimi gizliden takip edeyim, bakalım bu gün kiminle neredeymiş? Ne yapmış?” Gibi türlü dayanılmaz meraklar, telefon şarjını sömüren en büyük sorunlarımızın başını çekiyor. İşte tüm bu sosyal medya merakı ve takibine can dayanıyor, ama şarj dayanmıyor.

Yapılan bir araştırmaya göre; sosyal medya kullanıcılarının %90’ı, saat 22:00-23:00 ve 04:00-05:00 saatlerinde yoğun biçimde sosyal medya araçlarını kullanıyor. Bu da demek oluyor ki, yatağın bir kenarından uzanan bir kabloya bağlı olarak uykuya dalınıyor. Eğer, şarjım yeter deyip de hemen yanı başınızdaki şarj kablosuna telefonu takmadan uykuya yenik düşüyorsanız, sabah çalmayan alarm işe geç bırakabiliyor ya da düşük batarya kabusu trafik çilesi gibi dertleri işe geç kalma telaşına ekliyor.

Sonuç olarak batterry low uyarısı, çılgın sosyal medya takibi bağımlılarını çileden çıkartan en büyük sorun haline geliyor. İnsanoğlu, göbek kordonundan bile en fazla 15 günde ayrılırken, görünen o ki telefonun şarj kordonu ile yakın göbek bağı sosyal medya var olduğu sürece hiç kopmuyor. Her gece başucundaki şarj kablosuyla sınav verdirtiyor.

Yazar: F.Nur ŞEN

 

İçerik Örnekleri

Dikkat! Yanıcı Maddedir!

Fransız bir öğrenci olan Charles Sauria; uçlarından birinde içinde potasyum klorat bulunan karışıma batırılmış küçük kükürtlü bir tahta parçasını, basit şekilde sürtünmeyle alev alabilen beyaz fosfor katmayı akıl etti. Böylelikle insanoğlu ateşi bulduğundan bu yana onu cepte taşınır, kontrollü ve kolay kullanılabilir biçime ancak 1831 yılında getirebildi.

Türkiye, 1929′a kadar kibriti Avrupa’dan ithal ederdi. İlk kibrit fabrikası 1932 yılında İstanbul’da Büyükdere’de kuruldu. Yirmi yıl boyunca devlet tekelinde tutulan kibrit yapımı işi, 1952′de özel üretim yapılabilmesi için serbest bırakıldı. O günlerden bu yana içerisinde 40 kibrit çöpü bulunan kibritler ülkemizde halen yaygın olarak kullanılıyor.

Bu güne değin hiç bir kibrit kutusunun yanında kullanımına dair pek bilgi yer aldığı görülmese de, acaba bir kullanım kılavuzu olsaydı, üzerinde neler yazardı? Diye düşününce her nedense ironik biçimde ilk aklıma gelen, “kibrit kutusu büyüklüğünde beyaz peynir” oldu. Bu kavramı hemen herkesin aklına kazıtan diyetisyen; günün birinde, kullanım kılavuzu dahi olmayan kibrit kutusunun böyle bir tanımlama için kullanılarak popüler olacağını düşünmüş müydü acaba? Hiç sanmıyorum…

Çeşitli nesneleri amacının dışında kullanım ve benzetme yapma konusunda milletçe üzerimize yok ama, kullanım kılavuzu deyince iş bayağı bir ciddi hal almıyor da değil hani. Bu kez de aklıma ciddi, kurallara sıkı sıkıya bağlı Almanlar ve İngilizler geldi. Ben bir Alman veya İngiliz olsam, sanırım “Kibrit Kullanım Kılavuzu”nu ciddi ciddi şu maddeler halinde sıralardım:

– Dikkat!Yanıcı maddedir!
– Kutunun içinde ortalama 40 adet kibrit çöpü bulunur.
– Kutunun her iki yanında kırmızı fosfor, cam tozu ve bağlayıcıdan oluşan iki şerit bulunur.
– Kibrit ucunu bu şeritlere 45° eğimle sürterek ateş almasını sağlayınız.
– Kibritler iç ve dış mekanlarda kullanılabilir.
– İşiniz bittikten sonra, kibritin iyice söndüğünden emin olunuz.
– Ormanlık ve açık alanlarda kontrolsüz biçimde yerlere atmayınız!
– Söndüğünü düşündüğünüz kibrit çöpünü tekrar kibrit kutusunun içerisine koymayınız!
– Kibriti ve kibrit kutusunu çocuklardan uzak tutunuz!

Yazar: F.Nur ŞEN