İçerik Örnekleri

Ertelemenin Ertelemesi Olur mu? Olur…

Hayatımızda bize biçilen görev ve sorumluluklar çoğu zaman bizleri sınar, yorar, yıpratır. Böylesi zamanlarda tüm bunlardan kaçıp kurtulmak ve her şeyden koşarak uzaklaşmak ister insan.

Planladığın ama o planın yakınından bile geçmeyen bir hayat, üzerine üzerine gelen insanlar veya patronun, ülkenin güncel, ekonomik, politik ve siyasal durumunu anlatan olumsuz haber bültenleri, okudukça canını sıkan gazeteler, yolunda gitmeyen ve yığıldıkça yığılıp biriken işler, bekleyen ödemeler, etrafında sürekli mızmızlanan birileri seni yoruyor değil mi? Bir tek gün bile olsa tüm bunlardan kaç, kurtul. Nasıl mı? Çözümü aslında çok basit. Sahip olduğun ama, bu güne değin farkına bile varmadığın gücünü kullan ertele…

 

ertelemek.

 

Özellikle sabah erken kalkıpta mecburi şekilde işe ya da okula gitmek zorundaysan ve hayat seni bunlarla uzun zamandır sınayıp yoruyorsa, bir gün olsun hayattan kaçabilme lüksünü kullan.Çünkü bu hayat senin ve hayatının tekrarı yok! Emin ol bu güce sahipsin ve bunu yapabilirsin, evet, haydi korkma! Sakın endişe etme, kendini suçlu hissetme. Bu günlük her şeyi ertele! Bir mola al, rahatla. Sonrasına, ertesi gün bir biçimde bakarsın nasılsa…

Yeni güne gözünü açtığında bir şeyleri ertelemek için hiç bir nedenin yoksa, hayatındaki her şey yolunda gidiyor olsa bile, üzerinde uyuşuklukla karışık bir bıkkınlık da hissedebilirsin kimi zaman. Bu sabahki ruh halim bu diyorsan, tembellik etmek için en uygun gündesin demektir. Hemen gözlerini kapat, yorganı üzerine çek, sıcacık yatağında kıvrıl ve ertelemeyi bile ertele…

 

Yazar: F.Nur ŞEN

 

İçerik Örnekleri

Mobil İnternet Özgürlüğü

Bir yere ve bir mekâna bağlı olmadan çalışmak, ya da internete girme fikrinden hoşnut kalan internet kullanıcıları sayesinde mobil internet, dünya genelinde çılgın bir hızla yaygınlaşıyor. Kullanıcıları her geçen gün katlanarak çoğalıyor…

mobil internett

 

Dünya genelinde masaüstü ve dizüstü bilgisayarların kullandığı kablolu internet teknolojisi, akıllı mobil telefon ve tablet bilgisayarların bireyi çok daha özgür ve bağımsız kılan özelliğine maalesef yenik düştü. Mobil cihazların bireylere verdiği özgürlük hissi sayesinde bir kabloya bağlanıp kalmak ve onun esiri olmak artık tarih oluyor.

Şu an, bu satırları okurken, bir mobil internet bağlantısıyla her hangi bir yerden internete bağlanan 5,5 milyar akıllı telefon ve tablet cihaz kullanıcılardan biri olma ihtimaliniz çok yüksek. İnternetin yaygın biçimde kullanılmaya başlandığı ilk yıllarda, bunca insanın internetsiz yapamayacağını düşünmek neredeyse hayal ya da imkânsızdı.

Gıda, su, hava, elektrik, telefon, doğalgaz, TV gibi temel ihtiyaçlarımızdan biri haline gelen internet, bir de mobil olunca, “insanların değmeyin keyfine gitsin” demekten kendini alamıyor insan. Mobil internet ve uygulamalar her geçen gün bizi kendine daha da bağlıyor, hayatımızı kolaylaştırıyor. Fatura yatırmak için sıraya girmeye, işlem yapmak için bankaya gitmeye bile girmeye gerek kalmıyor. İşler, ofise gitmeden hemen mobil internet sayesinde anında hallediliyor, görüntülü konferans ile toplantılar kıtalar arasında yapılıyor.

İnsanoğlu, dilediğince internete her an, her ortamdan giriyor, aklına gelen, merak ettiği hemen her şeyi tarayıcılarda buluyor, bilgi ediniyor, fotoğraflar çekiyor, düzenliyor, bunları mobil uygulamalar sayesinde sosyal paylaşım sitelerinde başka insanlarla paylaşıyor, dünyanın bir ucundaki diğer insanlarla bağlantıyı hiç koparmıyor. Bu ilgi ve merak sayesinde mobil internet geleceğin vazgeçilmez ihtiyaçlarından biri olarak üst sıralarda yerini almaya aday gözüküyor.

Yazar: F.Nur ŞEN

İçerik Örnekleri

Dikkat! Yanıcı Maddedir!

Fransız bir öğrenci olan Charles Sauria; uçlarından birinde içinde potasyum klorat bulunan karışıma batırılmış küçük kükürtlü bir tahta parçasını, basit şekilde sürtünmeyle alev alabilen beyaz fosfor katmayı akıl etti. Böylelikle insanoğlu ateşi bulduğundan bu yana onu cepte taşınır, kontrollü ve kolay kullanılabilir biçime ancak 1831 yılında getirebildi.

Türkiye, 1929′a kadar kibriti Avrupa’dan ithal ederdi. İlk kibrit fabrikası 1932 yılında İstanbul’da Büyükdere’de kuruldu. Yirmi yıl boyunca devlet tekelinde tutulan kibrit yapımı işi, 1952′de özel üretim yapılabilmesi için serbest bırakıldı. O günlerden bu yana içerisinde 40 kibrit çöpü bulunan kibritler ülkemizde halen yaygın olarak kullanılıyor.

Bu güne değin hiç bir kibrit kutusunun yanında kullanımına dair pek bilgi yer aldığı görülmese de, acaba bir kullanım kılavuzu olsaydı, üzerinde neler yazardı? Diye düşününce her nedense ironik biçimde ilk aklıma gelen, “kibrit kutusu büyüklüğünde beyaz peynir” oldu. Bu kavramı hemen herkesin aklına kazıtan diyetisyen; günün birinde, kullanım kılavuzu dahi olmayan kibrit kutusunun böyle bir tanımlama için kullanılarak popüler olacağını düşünmüş müydü acaba? Hiç sanmıyorum…

Çeşitli nesneleri amacının dışında kullanım ve benzetme yapma konusunda milletçe üzerimize yok ama, kullanım kılavuzu deyince iş bayağı bir ciddi hal almıyor da değil hani. Bu kez de aklıma ciddi, kurallara sıkı sıkıya bağlı Almanlar ve İngilizler geldi. Ben bir Alman veya İngiliz olsam, sanırım “Kibrit Kullanım Kılavuzu”nu ciddi ciddi şu maddeler halinde sıralardım:

– Dikkat!Yanıcı maddedir!
– Kutunun içinde ortalama 40 adet kibrit çöpü bulunur.
– Kutunun her iki yanında kırmızı fosfor, cam tozu ve bağlayıcıdan oluşan iki şerit bulunur.
– Kibrit ucunu bu şeritlere 45° eğimle sürterek ateş almasını sağlayınız.
– Kibritler iç ve dış mekanlarda kullanılabilir.
– İşiniz bittikten sonra, kibritin iyice söndüğünden emin olunuz.
– Ormanlık ve açık alanlarda kontrolsüz biçimde yerlere atmayınız!
– Söndüğünü düşündüğünüz kibrit çöpünü tekrar kibrit kutusunun içerisine koymayınız!
– Kibriti ve kibrit kutusunu çocuklardan uzak tutunuz!

Yazar: F.Nur ŞEN